Sünnet-i Seniyye -Manevî yaralara devadır

2015-11-23 20:57:00

Sünnet-i Seniyye -Manevî yaralara devadır Mesâil-i şeriat ile Sünnet-i Seniyye düsturları, emrâz-ı ruhaniyede ve akliyede ve kalbiyede, hususan emrâz-ı içtimâiyede gayet nâfi birer devâdır bildiğimi ve onların yerini başka felsefî ve hikmetli meseleler tutamadığını, bilmüşahede kendim hissettiğimi ve başkalarına da bir derece risâlelerde ihsas ettiğimi ilân ediyorum.   Sekizinci Nükte: “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter” (Tevbe Sûresi, 9:129.) âyetinden evvelki olan “Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki... (ilâ ahir)” (Tevbe Sûresi, 9:128.) âyeti, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihayet re’fetini gösterdikten sonra, şu “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa...” âyetiyle der ki:   “Ey insanlar, ey Müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarf eden ve mânevî yaralarınız için, kemâl-i şefkatle, getirdiği ahkâm ve Sünnet-i Seniyyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zâtın bedihî şefkatini inkâr etmek ve gözle görünen re’fetini itham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek ne kadar vicdansızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz.   “Ve ey şefkatli Resûl ve ey re’fetli Nebî! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme. Semâvat ve arzın cünudu taht-ı emrinde olan, Arş-ı Azîm-i Muhitin tahtında saltanat-ı rububiyeti hükmeden Zât-... Devamı

Namazda Diziliş Namazla Diriliş

2015-11-12 22:24:00

Namazda Diziliş Namazla Diriliş Günümüzde yakînen müşahede ettiğimiz ve ehl-i vicdan sahibi herkesi derûnundan yaralayan İslâm coğrafyasındaki dağınıklık, perişâniyet ve zâlim kılıçlar altında inim inim inleme ve bu zulme karşı tek bir ses hâlinde cevap verememe bütün müminlerin yüreğini dağlamakta.   “Neden bu haldeyiz, niye kimse ses çıkar(a)mıyor, elimizden ne gelir, bu zulüm ne zaman bitecek…” gibi peş peşe sıralanan sorular, her ne kadar bir yürek yangının tezahürü olsa da aslına bakılırsa (ya da nefsimize mi bakılırsa demeli) bizim kendi içimizdeki, âlem-i İslâm olarak, gönül birliğini sağlayamayışımızda geldiğimiz noktanın da bir göstergesi.   Ben nerede yanlış yaptım?   Bizim en büyük hatamız, dîni yaşamada gerekli hassasiyeti gösterememek.   İslâm’ı tam anlamıyla Kur’an’dan, Efendimizin sünnetinden, O’nun sav “Gökteki yıldızlar gibidir.” dediği ashabından, tâbiînden, tebe-i tabiînden, evliyâdan, asfiyâdan ve dahi bütün Hakk dostlarından öğrenip imanımızı hakikata dönüştürmek yerine, taklitte takılıp kalmak…   İbâdetlerimizi âdetlerden öteye taşıyamamak..   Ve belki de en büyüğü, İlây-ı Kelimetullah’ı kendi vazifemiz olarak görememek…işi hep başkalarına bırakmak…   Dinimizin direği: Namaz   “Kıyâmet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk çıkarsa hüsrana düştü demektir.” (Tirmizî, Salat 305).   Ahiretteki önem derecesi bu kadar... Devamı

“ŞEFAAT “

2015-10-14 21:56:00

“ŞEFAAT “ Asrımızın mühim bir hastalığı, kendi sapık fikirlerini yaymak için ehl-i sünnet âlimlerine muhalefet ederek ehl-i sünnet itikadına zıt görüşler ortaya koymaktır. Birçok kişi bu hastalığın sevkiyle delilsiz ve mesnetsiz olarak ehl-i sünnet âlimlerine muhalefet etmekte ve âdeta onlara karşı savaş açmaktadır. Asıl acı olan ise itikadının delillerini bilmeyen avamın, bu kişilere inanmaları ve bilmeden de olsa ehl-i sünnet dairesinden çıkmalarıdır. Bu öyle bir zarardır ki, hayal tasavvurundan âcizdir. Şefaat: Bir kimsenin suçunu affettirmek ve kendisinden cezayı kaldırmak için, o kişi hakkında yapılan bir istek ve bir istirhamdır. Fıkhi manası ise şudur: Ahiret günü, bir kısım günahkâr müminlerin affedilmeleri ve itaatkâr müminlerin yüksek mertebelere ermeleri için başta Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve diğer büyük zatların Allah-u Teâlâ’dan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır. Şimdi şefaatin hak olduğuna dair bazı ayetlerin beyanına geçiyoruz. Bu ayetler ile şefaatin hak olduğunu, iki kere iki dört eder katiyetinde ispat edeceğiz. 1. AYET مَنذَاالَّذِييَشْفَعُعِنْدَهُإِلاَّبِإِذْنِهِ Allah’ın izni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? (Bakara 255) Bu ayet-i kerimede, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği beyan buyrulmuştur. “Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemeyecektir.” ifadesi, “Allah’ın izni olduğunda şefaat edebilecektir.” manasına gelmekte ve bu da şefaatin hak ve hakikat olduğu neticesine ulaştırmaktadır.  Zira eğer Allah’ın izni ve müsaadesi dairesinde şefaat olmasaydı, ayette geçen “Allah’ın izni olmadan” ifadesi gereksiz olurdu. Kur’an’da ise gereksiz bir ifadenin bulunması mümk... Devamı

Risale-i Nur ile Namaz

2015-10-04 23:36:00

Risale-i Nur ile Namaz     “Namazda ruhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir.” (Sözler, s. 41)   Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “İslâmiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır”1 ifadesiyle “imanın gereği ve ubudiyetin hulâsası”2 olan namazın ehemmiyetine dikkat çekmiştir.    Namazı, “kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet (bağ) ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmet ve Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvet”3 olarak tarif eden Üstad Bediüzzaman, namazı “kalplerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniye imtisâl ettirmek için yegâne İlâhî bir vesile”4 olarak görmüştür.   Namazın tarifinin yanı sıra, mânâsı ve mahiyetinin de üzerinde çok tafsilâtlı olarak duran Üstad Hazretleri, “Şükür nev’îlerinin en câmîi (kapsamlı) ve fihriste-i umumiyesi (genel özeti)”5; hem “bütün ibâdâtın envâını şâmil bir fihriste-i nuraniye ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine (ibadet çeşitlerine) işaret eden bir harita-i kudsiye”6 olarak nitelendirdiği namazın, insana “bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine kut ve gına (azık ve zenginlik) ve elbette bir menzili olan kabrinde gıda ve ziya ve her halde mahkemesi olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve Burak”7 olacağını da belirtmiştir.   “Şu... Devamı

“RİSALE-İ NUR GÖZÜ İLE KURBAN BAYRAMI, TEŞRİK TEKBİRLERİ”

2015-09-21 23:01:00

“RİSALE-İ NUR GÖZÜ İLE KURBAN BAYRAMI, TEŞRİK TEKBİRLERİ”   ÜSTAD HAZRETLERİNİN BAYRAM TEBRİKLERİ   Aziz, sıddık, sarsılmaz, sebatkâr, fedakâr kardeşlerim!   Evvelâ: وَالْفَجْرِوَلَيَالٍعَشْرٍsenasına mazhar o gecelerinizi ve bayramınızı ruh u canımla tebrik ederim.   hacıların o kudsî farizayı ve din-i İslâm’ın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.   Aziz, sıddık kardeşlerim!   Evvelâ: Sizin leyali-i aşere olan mübarek o geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, rahmet ve keremiyle ve hıfz u himayetiyle ve tevfik ve hidayetiyle, Risale-i Nur’un tab’ ve intişarına ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın tevafuklu tab’ına sizleri muvaffak eylesin, âmîn!   Aziz, sıddık kardeşlerim!   Ruh u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz. İnşâallah âlem-i İslâm’ın da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye’nin kudsî kanun-u esasiyelerinin menbaı olan Kur’an-ı Hakîm, istikbale tam hâkim olup beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok emareler var.   Aziz, sebatkâr, fedakâr, sıddık kardeşlerim!   Evvelâ: Gelecek bayramınızı tebrik ederim. وَالْفَجْرِوَلَيَالٍعَشْرٍkasem-i Kur’aniyle fevkalâde kıymetleri tahakkuk eden o mübarek gecelerde ve seherlerde mübarek kardeşlerimin mübarek duaları hem bana, hem ehl-i imana çok bereketli ve nurlu olmasını rahmet-i Rahman’dan niyaz ederim.   Aziz, sıddık, muktedir, müteyakkız kardeşlerim!   S... Devamı

“RİSALE-İ NUR GÖZÜ İLE KURBAN BAYRAMI, TEŞRİK TEKBİRLERİ”

2015-09-21 23:00:00

“RİSALE-İ NUR GÖZÜ İLE KURBAN BAYRAMI, TEŞRİK TEKBİRLERİ”   ÜSTAD HAZRETLERİNİN BAYRAM TEBRİKLERİ   Aziz, sıddık, sarsılmaz, sebatkâr, fedakâr kardeşlerim!   Evvelâ: وَالْفَجْرِوَلَيَالٍعَشْرٍsenasına mazhar o gecelerinizi ve bayramınızı ruh u canımla tebrik ederim.   hacıların o kudsî farizayı ve din-i İslâm’ın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.   Aziz, sıddık kardeşlerim!   Evvelâ: Sizin leyali-i aşere olan mübarek o geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, rahmet ve keremiyle ve hıfz u himayetiyle ve tevfik ve hidayetiyle, Risale-i Nur’un tab’ ve intişarına ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın tevafuklu tab’ına sizleri muvaffak eylesin, âmîn!   Aziz, sıddık kardeşlerim!   Ruh u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz. İnşâallah âlem-i İslâm’ın da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye’nin kudsî kanun-u esasiyelerinin menbaı olan Kur’an-ı Hakîm, istikbale tam hâkim olup beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok emareler var.   Aziz, sebatkâr, fedakâr, sıddık kardeşlerim!   Evvelâ: Gelecek bayramınızı tebrik ederim. وَالْفَجْرِوَلَيَالٍعَشْرٍkasem-i Kur’aniyle fevkalâde kıymetleri tahakkuk eden o mübarek gecelerde ve seherlerde mübarek kardeşlerimin mübarek duaları hem bana, hem ehl-i imana çok bereketli ve nurlu olmasını rahmet-i Rahman’dan niyaz ederim.   Aziz, sıddık, muktedir, müteyakkız kardeşlerim!   S... Devamı

"NEFSİM İLE MÜCADELE"

2015-09-13 19:42:00

“Nefis Olanca Şiddetiyle Kötülüğü Emreder.” (Yusuf: 53)   “Nefsini Tertemiz Yapıp Arındıran Felâh Bulmuş Kurtulmuştur. Onu Kirletip Örten Kişi İse Ziyana Uğramıştır.” (Şems: 9-10)   “Ey İman Edenler! Siz Kendi Nefislerinizi Islah Etmeye Bakın. Siz Doğru Yolda Bulundukça Yoldan Sapanların Size Zararı Olmaz.” (Mâide: 105)   NEFİS İLE MÜCADELE   İnsanın nefsini temizlemeye çalışması, nefsin arzularına karşı kendini tutma hususunda sabretmesi ve kendini buna zorlaması; sonunda faydası kendisine âit olan bir vazifedir. Ruh ve nefis iki ordu gibidir, devamlı harp hâlindedirler. Hangi taraf ne kadar alırsa orası onundur. Hepsini alırsa işgal eder, diğerini esir alır. İnsanın terakki edip yükselebilmesi ancak nefse muhalefet etmesiyle kaimdir. Ruhun esâreti nefsin hürriyetidir, nefis esir alınamadıkça ruh hürriyete kavuşamaz. Nefsin istek ve arzularını öldürmedikçe, ruhu diriltmek mümkün değildir   Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyumuşlardır:   “En şiddetli düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir.” (Beyhakî)   Nefis öyle bir mahlûktur ki, zâlimdir, kâfirdir, Allah-u Teâlâ’ya bile karşıdır.   Gaye bu kâfiri müslüman etmektir. Nefisle mücadeleden maksat da budur, yani nefsi tortularından süzmek, hülâsasını meydana çıkarmak ve insanî nefis hâline getirmektir. Tasavvuf’tan gaye de budur zaten...         Ulvî Ruh, Süflî Nefis:   Nefsin tabiatında şehvete, günaha ve kötülüğe meyil vardır. Gücünü hep o yönde kulla... Devamı

"EY ŞEHİDİM"

2015-09-08 21:26:00

    Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin.   وَلاَتَقُولُواْلِمَنْيُقْتَلُفِيسَبيلِاللّهِأَمْوَاتٌبَلْأَحْيَاءوَلَكِنلاَّتَشْعُرُونَ Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz. (Bakara 154)      Bu ayet-i kerime, şehitlere “ölü” dememizi yasaklamakta ve onların ölü olmadıklarını beyan buyurmaktadır. Begavi, Hazin ve Ruhu’l Beyan tefsirlerinin beyanına göre, bu ayet-i kerime Bedir şehitleri hakkında nazil olmuştur ki, onlar on dört kişi idi. İnsanlar, Allah-u Teâlâ’nın yolunda öldürülenler için: “Filanca öldü, dünyanın lezzeti ve nimeti ondan geçti.” derlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak bu ayet-i celileyi indirerek, onların hakiki manada diri olduklarını ve ölü olmadıklarını açıkladı. Şehitlerin ölü olmayıp diri olduğu hakikati Al-i İmran suresinde de şöyle beyan buyrulmaktadır: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler zannetmeyin! Bilakis onlar diridirler; Rab’leri katında rızıklanırlar. Allah’ın fazlından verdiği nimetlerle mutludurlar. Ayrıca, henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiç bir korku ve keder bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen bir nimet ve keremin müjdesi ile sevinirler. Muhakkak ki Allah-u Teâlâ müminlerin ecrini zayi etmez.” (Al-i İmran 169-171) Ancak bu diriliğin mahiyeti hususunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Âlimlerin ekserisi, “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz.” ayetini delil getirerek şöyle demişlerdir: &ldqu... Devamı

Uhuvvet Risâlesi Şerhi

2015-09-04 21:59:00

Uhuvvet Risâlesi Şerhi Bediüzzaman Said Nursî, Mektubât’ındaki 22. Mektup’ta, sosyal hayata dair ve birbiri ile ilgili üç konuyu ele almaktadır:   Birinci Mebhas’ta ehl-i imanı uhuvvet ve muhabbete davet etmekte, İkinci Mebhas’ta Müslümanları hırstan men etmekte ve hatimede de gıybeti tarif etmektedir.   Bu çalışmada, sevginin insanî bir boyutu olan uhuvvet (kardeşlik) konusunun ele alındığı Birinci Mebhas’ı şerh etmeyi deneyeceğiz.   Ön hatırlatma olarak şunu belirtelim ki Bediüzzaman, mektubun bir yerinde mektuba muhatap olanlara; yani bizlere yönelik olarak “Senin, mânevî bir nedamet, gizli bir tevbe ve zımnî bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette (adavet-düşmanlık hasletinde) haksız olduğunu anlaman, onun şerrinden seni kurtarır. Zaten bu Mektub’un bu Mebhasını yazdık, tâ bu mânevî istiğfarı temin etsin; haksızlığı hak bilmesin, haklı hasmını haksızlıkla teşhir etmesin” demektedir. O halde bu bahsin yazılma sebeplerinden biri; bu mektubu okuyan kişilerin kendi iç âlemlerinde kardeşlik ve sevgi prensiplerine muhalif bir duyguya sahip olabileceklerini varsayıp, bu duyguyu teşhis ve tedavi etmelerini sağlamaktır.   Uhuvvet, “ahi”, “ihvan” gibi kelimelerle aynı kökten gelmektedir ve en bilinen anlamı ile “kardeşlik” demektir. Uhuvvetin Arapça dil kuralları açısından bir özelliği, bu kelimedeki “kardeşlik”i yani “kardeş olma durumu”nu “kardeş olma kurumu” biçiminde anlamamıza da yardımcı olacak bir genişlik içermesidir. Diğer deyişle uhuvvet, “durumsal değil kurumsal bir kardeşlik” ya da “bir hadise olarak değil vakıa olarak kardeşlik” şeklinde anlaşılmaya daha uygundur. ... Devamı

Risale-i Nur ile Namaz

2015-08-18 22:03:00

Risâle-i Nur ile namaz “Namazda ruhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir.” (Sözler, s. 41)   Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “İslâmiyet’te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır”1 ifadesiyle “imanın gereği ve ubudiyetin hulâsası”2 olan namazın ehemmiyetine dikkat çekmiştir.    Namazı, “kul ile Allah arasında yüksek bir nisbet (bağ) ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmet ve Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvet”3 olarak tarif eden Üstad Bediüzzaman, namazı “kalplerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbaniye imtisâl ettirmek için yegâne İlâhî bir vesile”4 olarak görmüştür.   Namazın tarifinin yanı sıra, mânâsı ve mahiyetinin de üzerinde çok tafsilâtlı olarak duran Üstad Hazretleri, “Şükür nev’îlerinin en câmîi (kapsamlı) ve fihriste-i umumiyesi (genel özeti)”5; hem “bütün ibâdâtın envâını şâmil bir fihriste-i nuraniye ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine (ibadet çeşitlerine) işaret eden bir harita-i kudsiye”6 olarak nitelendirdiği namazın, insana “bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine kut ve gına (azık ve zenginlik) ve elbette bir menzili olan kabrinde gıda ve ziya ve her halde mahkemesi olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve Burak”7 olacağını da belirtmiştir.   “Şu kâinattan... Devamı

Sadakat Ehli

2015-07-30 19:37:00

  Sadakat Ehli     (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.(1)      Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.(2)      Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.(3)   HADİS-i ŞERİF    * Hazreti Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz şu ayeti amcam Enes İbnu’n-Nadr hakkında indi biliyorduk. (meâlen): “Mü’minler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler var. İşte onların kimi adağını ödedi, kimi de (bunu) bekliyor. Onlar  hiçbir suretle (ahidlerini) değiştirmediler.” (Ahzâb 23).      * Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ebu Bekr Radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına girmişti. Aleyhissalatu vesselam: “Müjde. (Ey Ebu Bekr!) Sen Allah’ın ateşten azad ettiği kimsesin!”  buyurdular. İşte o günden itibaren Hz. Ebu Bekr, Atik (azadlı) diye isimlendirildi.”         * Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:     “Cebrail aleyhisselâm yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği cennet kapısını gösterdi.” Hazret... Devamı

*Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif

2015-07-30 19:26:00

        *Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez.*       Evet, Allah’a abd ve asker olmanın lezzeti tarif edilmez, fakat Allah’a abd ve kul olmuş insanlara uzaktan uzağa bakarak bu lezzetli şeref bir parça anlaşılabilir. Bunu anlamak için bu lezzete ulaşan kimselerin sözlerine ve hayatlarına bakmak gerekir. Bizler bu makamda, örnek olması için Allah’a tam manasıyla abd ve asker olan ve bu lezzetli şerefe ulaşan kullardan bazı hadiseler nakledeceğiz.   Tâbiinden ve hanım velilerin büyüklerinden olan Rabia-tül Adeviyye Hazretleri, Allah’a kulluktan aldığı lezzeti bir duasında şöyle tarif eder: “Ya Rabbi, eğer sana ibadet etmem cehennem korkusundan ise beni cehenneme at! Eğer cennete girmek ümidi ile sana ibadet ediyorsam cennetini yasak eyle! Eğer sırf senin rızan için, sen sen olduğun için ibadet ediyorsam, baki olan cemalin ile müşerref eyle!”   Şimdi de bakın Hz. Ömer (r.a.)’in kulluğuna…   O büyük Ömer, ateşperest İranlının sırtına vurduğu hançer darbeleriyle yaralanmış ve koma hâlinde upuzun yatıyordu. Yediği içtiği şeyler yaralarından dışarıya çıkıyor; ne bir ses veriyor ne de seslere alaka duyuyordu. Hizmetçisi gelip yemek veya su isteyip istemediğini sorunca, ya cevapsız bırakıyor ya da sadece gözleriyle “hayır” deyip geçiştiriyordu. Fakat: “Ey Müminlerin emiri! Namaz vakti geldi.” denilince, “Ha işte kalkıyorum. Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.” diyerek yaralarından kan aka aka namazını kılıyordu.  İşte bu, Allah’a kul ve O’na asker olmadaki lezzetin bir neticesidir.   Şu unutulmamalıdır ki: Kulluk, Cenab-ı Hakk’ı bilmek... Devamı