Bekarlar-Evliler-Tesettuuml;r on Vimeo

2015-07-31 19:17:00

Link : vimeo.com Devamı

Sadakat Ehli

2015-07-30 19:37:00

  Sadakat Ehli     (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.(1)      Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.(2)      Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.(3)   HADİS-i ŞERİF    * Hazreti Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz şu ayeti amcam Enes İbnu’n-Nadr hakkında indi biliyorduk. (meâlen): “Mü’minler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler var. İşte onların kimi adağını ödedi, kimi de (bunu) bekliyor. Onlar  hiçbir suretle (ahidlerini) değiştirmediler.” (Ahzâb 23).      * Hazreti Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ebu Bekr Radıyallahu anh, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına girmişti. Aleyhissalatu vesselam: “Müjde. (Ey Ebu Bekr!) Sen Allah’ın ateşten azad ettiği kimsesin!”  buyurdular. İşte o günden itibaren Hz. Ebu Bekr, Atik (azadlı) diye isimlendirildi.”         * Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:     “Cebrail aleyhisselâm yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği cennet kapısını gösterdi.” Hazret... Devamı

*Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif

2015-07-30 19:26:00

        *Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez.*       Evet, Allah’a abd ve asker olmanın lezzeti tarif edilmez, fakat Allah’a abd ve kul olmuş insanlara uzaktan uzağa bakarak bu lezzetli şeref bir parça anlaşılabilir. Bunu anlamak için bu lezzete ulaşan kimselerin sözlerine ve hayatlarına bakmak gerekir. Bizler bu makamda, örnek olması için Allah’a tam manasıyla abd ve asker olan ve bu lezzetli şerefe ulaşan kullardan bazı hadiseler nakledeceğiz.   Tâbiinden ve hanım velilerin büyüklerinden olan Rabia-tül Adeviyye Hazretleri, Allah’a kulluktan aldığı lezzeti bir duasında şöyle tarif eder: “Ya Rabbi, eğer sana ibadet etmem cehennem korkusundan ise beni cehenneme at! Eğer cennete girmek ümidi ile sana ibadet ediyorsam cennetini yasak eyle! Eğer sırf senin rızan için, sen sen olduğun için ibadet ediyorsam, baki olan cemalin ile müşerref eyle!”   Şimdi de bakın Hz. Ömer (r.a.)’in kulluğuna…   O büyük Ömer, ateşperest İranlının sırtına vurduğu hançer darbeleriyle yaralanmış ve koma hâlinde upuzun yatıyordu. Yediği içtiği şeyler yaralarından dışarıya çıkıyor; ne bir ses veriyor ne de seslere alaka duyuyordu. Hizmetçisi gelip yemek veya su isteyip istemediğini sorunca, ya cevapsız bırakıyor ya da sadece gözleriyle “hayır” deyip geçiştiriyordu. Fakat: “Ey Müminlerin emiri! Namaz vakti geldi.” denilince, “Ha işte kalkıyorum. Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.” diyerek yaralarından kan aka aka namazını kılıyordu.  İşte bu, Allah’a kul ve O’na asker olmadaki lezzetin bir neticesidir.   Şu unutulmamalıdır ki: Kulluk, Cenab-ı Hakk’ı bilmek... Devamı

PEYGAMBERİMİZ S.A.V.

2015-07-30 19:19:00

  PEYGAMBERİMİZ S.A.V.’İN YÜCE ŞÂNINA ŞAHÂDET EDEN ÂYET-İ KERÎMELERDEN   “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)   “Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmez.” (Sebe’, 28)   “De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin sâhibi, kendisinden başka ilâh bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberim.” (A’raf, 158)   “Muhammed (S.A.V.) sizden hiç birinizin babası değil, ancak Allah’ın Resûlü ve  bütün peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzab, 40)   “Ey iman edenler! Muhakkak ki içinizden, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe, 128)   “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allahü Teâlâ da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran, 31)   “O Peygamber size neyi getirmişse alın, neyi yasaklamışsa sakının.” (Haşr, 7)   * * *   PEYGAMBERİMİZİN YÜCE ŞANINA ŞÂHİT HADÎS-İ ŞERİFLER    (Kenzü’l- Ummal, C. 11)   “Kıyâmet günü tebaası en çok olan peygamber benim. Cennetin kapısını ilk açacak olan benim.” (Müslim)   “Kabirden ilk kaldırılacak olan benim. İnsanlar toplanmaya başladıkları zaman onlara ilk hitap edecek olan benim. Onlar ümitsizliğe düştükleri zaman onlara ilk müjdeyi ben vereceğim. O gün Livâü’l- Hamd benim elimdedir. ben Allah indinde âdemo... Devamı

Psikoloji-288 Sıkıntı Latifesi on Vimeo

2015-07-29 19:34:00

Link : vimeo.com Devamı

Psikoloji-288 Sıkıntı Latifesi on Vimeo

2015-07-29 19:34:00

Link : vimeo.com Devamı

Risale-i Nur dersi nasıl yapılır? on Vimeo

2015-07-29 19:28:00

Link : vimeo.com Devamı

DOGRU SÖZLÜ OLMAK

2014-12-10 06:58:00

Dogru Sözlü olmak     أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاء تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ “Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.   وَمَثلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ الأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍ Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.” (İbrahim: 14/ 24-26) OĞRU SÖZLÜLÜK   قال الله تعالى : ] يَآأيها الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ [    “Ey iman edenler! Allahtan korkunuz! doğrulardan olun ve hem de doğrularla beraber olun.” (9 tevbe 119)   قال الله تعالى : ] إن الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانتينَ والقانتات وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَوَالْمُتَصَدِّقَاتِ والصائمين والصائمات وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأجر... Devamı

“Günahlarına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”

2014-12-01 03:54:00

“Günahlarına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.” Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Peygamberler dahil, bütün insanlar ihtiyaç içindedirler. Bu ihtiyaçlarını gideren Yüce Allah’a karşı teşekkür ve minnettarlık, yani şükür farzdır. Şükrün en başı da nimet sahibini tanımak ve ona saygı göstermektir. İşte buna iman denir, Yüce Allah’a şükür O’na imanla başlar, ve bir sonu yoktur. Çünkü kulun ihtiyaçları hiç bitmez, Bu ihtiyaçları gideren Yüce Allah’ın ikramlarının da bir sonu yoktur.  Peygamberler başta olmak üzere bütün insanların Yüce Allah’a karşı yapacakları en büyük amel, kul olduğunu bilmektir. Sonra acizliğini görmek gelir. Aciz kulun en faziletli işi, Yüce Rabbi’nin iyilik, ihsan ve nimetlerine karşı şükürdeki kusurlarını kabul ve itiraf etmektir. Peygamberlerin gözyaşı döktükleri kusurlar, işte bu tür kusurlardır. Onlar, Yüce Mevlâ’ya kulluk olarak ne yapsalar az görür, kusurlu bulur, bunun için göz yaşı döker, tevbe yapar, istiğfar ederler. Bu, sevenlerin korkusu ve gözyaşıdır.  Kalbin O’na Dönüşü: Nasuh Tevbesi Tevbe dönmektir. Nasuh, samimi olmaktır. Nasuh tevbesi ise, içi ve dışıyla samimi olarak Yüce Allah’a dönmektir. Nasuh tevbesi, kalp, gönül, dil, hal ve azalarla günah işlememeye kesin olarak karar vermektir. Nasuh tevbesi, Yüce Allah’a dostluğu seçmektir. Bunun için O’nun razı olmadığı her şeyi sevgi ve iradesiyle terk etmektir. Sevgi olmadan yönelme olmaz. İrade olmadan kulluk yapılmaz. Tevbenin aslı, Yüce Allah’a sevgi ve saygıya dayanır. Saygının içinde korku da vardır. Bu ko... Devamı

SAADET DEVRİ

2014-11-24 05:38:00

SAADET DEVRİ Yıllar sonraydı, Mekke fethedilmiş, İslam tüm ihtişamıyla Arabistan yarımadasına hakim olmuştu.   Mekke halkı guruplar halinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in huzuruna gelip müslüman olmuştu.    Hz. Ebu Bekir'in yüreğinde bayram sevinci vardı.   Ama bir köşesi yine sızlıyordu.   Herkes ister istemez.   İslam'ın saadetli sinesine koşarken yaşı doksana ulaşmış babası hala evinde bu saadetten mahrum oturuyordu.   Yüreğindeki bu acıyı da yok etmeliydi.   Yaşlı baba Ebu Kuhafe'nin gözleride görmez olmuştu artık.   Eve vardı ve babasının elinden tutup Peygamber Efendimizin huzuruna getirdi.   Efendimiz (s.a.v) üzüldü:    "Ebu Bekir" dedi.    "Neden ihtiyarı yorup getirdin.   Onu evinde ziyaret etseydik olmazmıydı?"   Bu sözleri hem nezaket ve alçak gönüllüğünün hemde "bir göz hatırı için, çok göz sevilir" gerçeğinin bir ifadesiydi.   Hz. Ebu Bekir'i seviyordu, dolayısıyla babasınında hatırını ondan dolayı sayıyordu.   Ama O'ndan dersini alan Hz. Ebu Bekir da babasının yanına gelmesini uygun bulmuştu.    "Ey Allah'ın Resülü! Senin, onun yanına gitmenden, onun senin yanına gelmesi daha uygundur."   Efendimiz (s.a.v) mübarek ellerini Ebü Kuhafe'nin göğsüne koydu ve:    "Müslüman ol, ey Ebü Kühafe" dedi.   Mübarek elinin dokunduğu yerde neler bitmezdiki!   O ana kadar bir türlü hakka ısınmayan Ebu Kühafe'nin gönlüne iman nimeti birden bitiverdi ve onu İslam'ın saadetiyle buluşturdu. ... Devamı

"DİN,SAMİMİYETTİR."

2014-11-18 07:33:00

“Din, samimiyettir.” اﻟﺪﻳﻦ اﻟﻨﺼﻴﺤﺔ ﻗﻠﻨﺎ ﳌﻦ ؟ ﻗﺎل ﻪﻠﻟ وﻟﻜﺘﺎﺑﻪ وﻟﺮﺳﻮﻟﻪ وﻷﺋﻤﺔ اﳌﺴﻠﻤﲔ وﻋﺎﻣﺎﻫﻢ Allah Resûlü, “Din, samimiyettir.” buyurunca biz: “Kime?” diye sorduk. O şöyle cevap verdi: “Allah’a, Kitabına, Resûlü’ne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara.”11 Peygamberimizin bu hadisi, 5 maddelik içeriği ve vermiş olduğu mesajı sebebiyle bazı âlimler tarafından İslam’ın dörtte birine denk kabul edilmiştir. Hadisimizin dördüncü maddesi, Müslümanların idarecilerine karşı samimiyetini ifade etmektedir. İdeal bir idareden söz edebilmek için idareci ile tebaa arasında karşılıklı bir bağlılığın olması kaçınılmazdır. Yukarıdan aşağıya koruyan, kollayan, emanet bilinciyle ve adalet prensibiyle sevk ve idare eden, himaye edip yöneten bir bağlılık; aşağıdan yukarıya doğru ise meşru otoriteyi can u gönülden kabul edip ona itaat ve ittiba eden, hak ve hayr işlerde daima ona arka çıkan ve destek veren bir bağlılık. Ancak hemen belirtmeliyiz ki burada söz konusu olan, asla kayıtsız-şartsız körü körüne bir bağlılık değildir. Aksine, maruf olan işlerde itaat etmek, özden bağlanmak ve desteklemek demektir; münker olan işlerde ise samimi bir şekilde itiraz ve muhalefet etmek, onu uyarmaktır. Ayet-i kerimede Allah Resûlüne dahi “iyi işlerde isyan etmeme”12 kaydının düşülmesi; aynı şekilde “Allah'a isyan hususunda itaat yoktur. İtaat, ancak maruf işlerdedir”13 buyrulması, söz konusu itaatin mutlak bir itaat olmadığını ortaya koymaktadır. Bu ayetlerin nüzul ortamı ile bu hadislerin vürud ortamını Hz. Peygamberle birlikte yaşayan sahabiler, Mekke ve Medine’de bunun birçok canl... Devamı